MAKALELER

 25.03.2013:

Akvaryum Suyundaki Zararlı bileşenler

Sürekli ağır metal tabirini kullanıyoruz. Peki, nedir bu ağır metaller? Hepsi zararlı mıdır? Yoksa belirli miktarlarda faydaları var mıdır? Bu yazıda ayrıntılarıyla ağır metalleri ve zararlarını anlatacağım. Elbette ki bunlar 2 cümleyle özetlenemeyecek kadar geniş konular ancak biz sadece hobi için geçerli olan kısmını bilsek yeterli.

Zamanında yeryüzünde zararlı sayılabilecek düzeyde bulunmayan ağır metaller, insanların toprakta daha derinlere inip madencilik faaliyetlerine başladığından ve yaygın kullanım sahası oluştuğundan beri bu düzeylere çıkmıştır.



Alüminyum

Normal şartlarda içme sularında bile bulunabilen bir ağır metaldir. Zararı yüksek bir ağır metal değildir ancak yüksek dozlarda maruz kalındığında sinir sistemine zarar vermektedir.

Antimon

Henüz zararları açık bir şekilde tespit edilemese de kalp ritmini bozduğu kanısı yaygındır.

Arsenik

Belki de en sık adını duyduğumuz ağır metal arseniktir. İçme sularındaki ciddi artışları insanlar üzerinde daha da büyük tehlikelere yol açıyor. Arseniğin gerçekten ciddi zararları var. Eskiden prensesler tenlerinin beyazlaması için arsenik kullanırlarmış. Doğru arsenik ten beyazlatır ancak bu güzelleştirici özelliğinden değil kan hücrelerimizi patlattığı içindir. Alyuvarlar yani oksijen taşıyan kan hücrelerinin mitokondrileri yoktur. Bu nedenle sadece oksijensiz solunumla enerji üretirler. Buradan elde edecekleri enerji sadece 2 ATPdir. Arsenik vücuttaki reaksiyonlarda fosfat aldatıcısıdır diyebiliriz. Fosfatın bağlanabileceği hemen her şeye bağlanır. Bu sebeple arsenik vücuttaki enerji üretimine ciddi bir kota koyar. Bir süre sonra enerjisiz kalan kırmızı kan hücreleri ise infilak eder. Benzer bir şekilde arsenik oksijenli solunumdan elde edilen enerjiyi de kısıtlamaktadır. Vücut 1 glikozu yakarak elde ettiği enerjiyi nerdeyse 5 glikozu yakarak elde etmeye başlar. Arseniğin kırmızı kan hücrelerini patlatması sonucu vücut fazladan kırmızı kan hücresi yapmaya başlar ve patlayan hücreler nedeniyle de aynı anemideki gibi vücuttaki demir oranı giderek artar.

Bakır

Bakır yaşam için gerekli iz elementlerden biridir. Vücutta stres mücadelesinde rol oynayan gerekli elementlerden biridir ancak fazlalığı ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. Bu artıştan özellikle karaciğer ve beyin etkilenir.

Baryum

Baryum doğada en az bulunan ağır metaller arasındadır. Baryum suda çözünüp balıklar tarafından yüksek miktarda alındığında ve vücutlarında biriktiğinde kasların güçsüzleşmesine, beyin ve karaciğerde hasara ve kalp ritminin bozulmasına yol açar.

Bizmut
Bizmut zararı düşük olan bir ağır metaldir. Tatlı su balıklarına etkisi yoktur ancak tuzlu su balıklarında çok yüksek dozlarda belirli bir miktar boşaltımla ilgili sorunlar görülebilir.

Cıva

Cıva insanlar için çok zararlı bir ağır metalken balıkları nerdeyse hiç etkilememektedir. Bunun nedeni de balıkların cıvayı metil cıva olarak vücutlarında biriktirmeleridir. Metil cıva balıklara zarar vermezken insanlarda ciddi sorunlara yol açar. Bu nedenle insanların cıva alımları genellikle balık yemek vasıtasıyla olmaktadır.

Kadmiyum

Kadmiyum bilinen ve son yıllarda miktarı önemli ölçüde artmış çok zararlı bir ağır metaldir. Kadmiyum genelde çinko ile kompleks oluşturur. Kadmiyumun çapı kalsiyum çapına çok yakın olduğu için barsaklardaki kalsiyum pompalarıyla beraber kana karışır. Kadmiyum çinko reaksiyonlarını da engelleyici özelliktedir. Vücutta biriken kadmiyum iki şekilde birikir. 1.si böbreklerde birikerek böbreğin işlevini bozar ve çeşitli hastalıklara sebep olur. 2.si ve balıkları da ilgilendiren yönü ise kemiklerde kalsiyumla beraber yapı taşı olarak kullanılmasıdır. Kadmiyum kalsiyumun yerine geçtiği için zamanla kemiklerde kırılgan bir yapı oluşturur. Kadmiyum aynı zamanda üreme bozukluklarına da neden olur ve kısırlık oluşur. Çinko reaksiyonlarını engellediği için de bağışıklık sisteminin zayıflamasına neden olur. Aynı zamanda sinirsel iletişimi de olumsuz yönde etkiler.Kadmiyum çevreye ve insanlara özellikle sigara yoluyla yayılmaktadır.

Kalay

Kalay tehlikeli düzeydeki ağır metallerdendir. Kalayın etkileri kadmiyum ve arseniğin etkilerini çağrıştırmaktadır. Bağışıklık sistemi zayıflaması, karaciğer hasarı, kırmızı kan hücrelerinin sayısının azalması, kromozomal bozukluklar verdiği hasarların başında gelir. Ancak kalayın su yoluyla canlılar arasındaki transferi oldukça azdır. Daha çok besinlerden birikim yapar.

Krom

Krom(III)insanların ihtiyaç duyduğu bir iz elementtir. Ancak yüksek orandaki alımı toksik etki gösterdiği gibi Krom (IV) de tamamen zararlıdır ve vücutta kullanılmaz. Kromun verdiği zararların en başında karaciğer sorunları ve bağışıklık sisteminin oldukça zayıflaması gelir. Aynı zamanda genetik anlamda mutasyonlara neden olan ve kanserleşmeye ortam hazırlayan durumları oluşturur.

Kurşun

Kurşunun kullanılışı trajikomik bir yok oluşla beraber yaygınlaşmıştır. Batı Roma imparatorluğu su borularını, yemek araç gereçlerini ve daha birçok şeyi kurşundan yapmışlardır. Uzun yıllar sonucu vücuda her yoldan akın eden kurşun Romalıların sonunu hazırlamıştır. Zaman içinde kadınlarda doğurganlığın bozulması ve doğan çocuklarda meydana gelen mental gerilikler ortaya çıkmıştır. Öyle ki, son Roma imparatorlarının gerizekalı olduğu iddia edilmektedir. Bu sebeplerden ötürü Roma imparatorluğu kolayca yıkılmıştır. Ancak bu yıkılışını nedeninin çok sonra kurşun olduğu ortaya çıkmıştır. Mevcut bölgelerde kurşun oranı yoğun olduğu zaman suyun pHı 7 nin üstüne çıkarılmalıdır. Aksi takdirde kurşun suya çok kolay karışmaktadır. Benzer bir şekilde kalay da asitli suya kolayca karışabilir. Kurşunun zararları, beyinde hasar, öğrenimin düşmesi, doğurganlığın ve erkeklerde sperm yapımının ve kalitesinin azalması, kan basıncında artış ve sinirsel iletiminde aksama olarak özetlenebilir.

Nikel

Nikel zararlı etkisi çok olan bir ağır metaldir. Nikel bitkiler tarafından biriktirilebilir ve özellikle sigara dumanıyla birlikte taşınır. Nikelin balıklar için oluşturduğu zararlar ise doğumda anormallikler ve kalp rahatsızlıklarını tetiklemesidir. Aynı zamanda kanser yapıcı etkisi büyüktür.

Paladyum

Paladyum çok rastlanan bir element olmasa da bazı bölgelerde ciddi oranda bulunabilmektedir. Paladyumun bütün bileşikleri canlılar için oldukça zararlıdır. Paladyumun başlıca zararları kan yapımını düşürmesi ve karaciğerde kalıcı hasar oluşturmasıdır.

Platin

Platin bir soy metaldir ve kolay kolay hiçbir şeyle reaksiyona girmez. Platinin metal olarak bir zararına rastlanmamıştır ancak tuzları oldukça zararlıdır. Başlıca zararları DNA da meydana getirdiği kalıcı değişiklikler ve kanser, sindirim sisteminde meydana getirdiği hasarlar ve etkilere karşı verilen tepkilerde bozukluklar olmasıdır. Aynı zamanda platin tuzları vücutta hali hazırda var olan diğer ağır metallerin toksisitesini artırmaktadır.

Skandiyum

Nadiren rastlanan ağır metallerdendir. Vücuttaki birikimi karaciğer yetmezliğine yol açar.

Stronsiyum

Stronsiyum balıklar için zararlı bileşikler arasında sayılmayabilir. Çok yüksek dozlarda stronsiyum tuzları alımıyla birlikte kemik gelişimlerinde azalma gözlenebilir. Kaldı ki, suyla transferi oldukça az ve önemsenmeyecek düzeyde olan bir ağır metaldir.
Genel olarak balıklara zarar verebilecek olan ağır metalleri etkileriyle beraber açıkladım. Şimdi ise bunlardan nasıl kurtulabiliriz sorusuna cevap aramak gerekiyor.
Atık sulardaki ağır metallerin arıtımı özellikle mikropsal hücrelerle yapılmaktadır. Burada iki amaç vardır. 1.si sudaki değerli metalleri(altın, gümüş, platin vb.)geri kazanmak. 2.si ise suda toksik etkisi bulunan ağır metallerden suyu arındırarak çevresel kirlenmeyi azaltmak.
Başlıca ağır metal bağlayıcı canlılar bakterilerden Arthrobacter, Citrobacter, Enterobacter
ve Pseudomonas; mayalardan Saccharomyces, Kluyveromyces ve Candida; mantarlardan Neurospora, Penicillium, Aspergillus, Rhizopus ve Pleurotus; alglerden Chlorella, Microcystis, Scenedesmus, Anabeana, Ascophyllum türleri başlıcalarıdır. Ayrıca bazı sucul bitkilerden Eicbbornia crassipes, Ipomoe aquatica, Iris pseudocorus, Azolla pinnata, Lemna minor L. ve Salvina molesta metal biyosorbsiyonu yeteneklerine sahiptir. Yine sucul olmayan tütün bitkisi de iyi bir ağır metal toplayıcısıdır.
Mikropsal hücreler ağır metalleri hücre duvarlarındaki şeker, protein ve yağ molekülleri sayesinde tutabilmektedir. En etkili ağır metal tutucuları ise maya ve mantar hücreleridir. Ancak özellikle bu tür bakteriler ve mantar hücreleri hastalık yapıcı olduğu için bizim izleyeceğimiz yollardan biri asla olmayacaktır. Sadece bilgilendirme amaçlıdır.

Sırayla;

Bakteri türleri özellikle,

Kadmiyum, Nikel ve Uranyum

Maya hücreleri özellikle,

Çinko, Bakır, Uranyum, Kadmiyum, Bakır, Kobalt ve Gümüş

Mantar hücreleri özellikle,

Nikel, Kadmiyum, Bakır ve Uranyum

Alg türleri özellikle,

Altın, Kurşun, Çinko, Kadmiyum ve Kobalt

Ve Bitki türleri özellikle,

Azolla Pinnata




Lemna Minor(su mercimeği)

Salvinia sp.




Kurşun, Çinko, Kadmiyum ve Cıva yı tutmaktadır.

Bu yöntemler her ne kadar etkili olsa da etkisini uzun vadede göstermektedir. Piyasada satılan su düzenleyicileri ise birçok ağır metali etkin bir şekilde ve kısa sürede bağlayıp etkisiz hale getirebilmektedir.Ağır metal içermeyen bir suda yaşayan balıkların daha sağlıklı gelişeceği ve bedenen daha sağlam olacağı bir gerçektir.

Yazan:Onur Şahin 

 

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

25.03.2013

 

Balıklarda Mukoza Tabakası

Balıklarda Mukoza
Balıkların vücutları oldukça dayanıklı bir tabaka ile kaplanmıştır. Bu tabaka alt ve üst olmak
üzere iki kısımdan oluşur. Üst deri içerisinde mukus salgılayan çok sayıda bez bulunmaktadır.
Mukus kaygan ya da yapışkan bir yapıda olup, balığın su içerisinde hızlı hareketini sağlar. Bu
sırada sürtünmeyi en alt düzeye indirir. Mukusun bir başka özeliği de hayvanı hastalık yapan
organizmalara karşı korur. Balıklarda üst deride keratinimsi bir tabaka mevcuttur. Bu tabaka
suyun vücuda girmesini engeller, balığın vücudundaki iç basınç ile dış ortam basıncının
dengelenmesini sağlar. Eğer bu tabaka olmasaydı, balık vücudundan içeri su girecek balığın
basınç dengesi bozulacak ve balık ölecektir. Balığın omurgası her canlıda olduğu gibi vücudun
dik durmasını sağlamaktan başka, yüzgeçler ile istemli hareket eden kasların bağlanmasını da
sağlayarak hareket etmeye yarar; kuyruğun son kısmını destekleyen yelpaze şeklindeki
kemiklerle sona erer.
Balıkların ağırlık merkezleri genellikle hava keseleri içinden geçer. Balıkta dengenin
bozulması halinde çift yüzgeçlerin çok küçük hareketleriyle balık yeniden dengeyi sağlayabilir
veya istediği pozisyonda durabilir. Çeşitli derinliklere uyum sağlama ise hava kesesindeki gazın
azaltılıp, çoğaltılmasıyla olasıdır. Balıkların diğer canlılara göre fazladan bir duyuları daha
vardır. Bunun aracılığı ile titreşimleri yarı hissedebilir ve yarı duyabilirler, yemlerinin yerini
veya düşmanlarının konumunu belirleyebilirler, su akıntılarının içerisinde yönlerini
bulabilirler ve suyun ısı ve basınç değişimlerini hissedebilirler. Yanal çizgi sayesinde
yakınındaki düşük frekanslı titreşimleri bile hissederler. Oldukça hassas olan duyu veya koku
alma organları sudaki kimyasalların hissedilmesine olanak sağlar ve bu şekilde yiyecek veya
diğer balıkları fark ederler. Balıklar soğukkanlı canlılardır, yani beden sıcaklıklarını bizim gibi
kontrol edemezler. Bu yüzden vücut sıcaklıklarının, içinde yaşadıkları suyun sıcaklığı ile aynı
olması gerekir. Aksi halde kısa zamanda ölürler. İllinois Üniversitesi'nde görevli bilim
adamları Antarktika'da donmuş sularda yaşayan balıklara rastlamış ve bunları
incelediklerinde bu hayvanların vücutlarında, vücut sıvılarının donmasını engelleyen bir
protein olduğunu keşfetmişlerdir. Balığın DNA'sına ayrıntılı bilgisi kodlanmış olan bu protein,
balığın vücudunu en soğuk sularda bile donmaya karşı korur. Kutup bölgelerinde yaşayan
balıklar, bu benzersiz koruma sayesinde, donmuş denizlerde yaşamlarını rahatlıkla sürdürür ve
bu dondurucu soğuktan etkilenmezler.-Peki kutuplarda yaşayan bu balıkların vücutlarında
antifriz görevi gören bu protein nasıl oluşmaktadır?-Donmayı engellemek amacı ile bir
proteinin tasarlanması ve bu proteini üretecek mekanizmayı balıkların vücutlarında kim
oluşturmuştur?Bu balıklardan, antifriz özelliği gösteren bu çok özel maddenin kimyasal
formülünü bulmaları ve kendi vücutlarında belli organları bunun üretimine ayırmış olmaları
tabi ki beklenemez. Bu proteinin yaratılması üstün bir aklın ürünüdür. Şüphesiz bu akıl ve
gücün sahibi her şey üzerinde hakim, sonsuz bilgi sahibi olan Allah'tır.Allah, yarattığı bu
harika canlılarla biz kullarına kudretinin ve ilminin sınırsızlığını göstermektedir.

-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

 

 25.03.2013

Akvaryum Balıklarına Verilebilecek Canlı Yemler :

sinek lavrası
tubifex
artemia
beyaz kurt
su piresi
solucan

 

CANLI YEMLER

Canlı yemler balıkların iyi gelişmesinde ve üremesinde önemli yere sahiptir. Kaliteli markaların canlı yeme alternatif olarak piyasaya sürdükleri yemler bile canlı yemin yerini tutmaz. Balıkların canlı yemi iştahla tüketmesi görülmeye değerdir ve keyif vericidir.

Ülkemizde canlı yem çeşidinin az oluşu ve kötü koşullarda satılması büyük bir sorun. Canlı yem kullanmamak pek çok kişi için bu sorunun çözümü olmuş malesef.

 

Tubifeks

Canlı yem denildiğinde akla gelen ilk yem Tubifeks kurtlarıdır. Bu kurtlar genellikle kirli suların çamurlu zemininde yaşarlar. Bu nedenle akvaryuma hastalık taşıma riskleri vardır. Bu risk yemin satışa dek saklandığı koşulların kötü oluşuyla artar. Eğer akvaryum sahibi de yemin kullanımında hatalar yaparsa akvaryumda sorun yaşanması kaçınılmaz olur.

Tubifeks kurtları uygun şekilde hazırlandığında canlı doğuran balıklarda ve Tetra türlerinde genelde sorun yaratmazken çiklitlerde kullanılmaları tavsiye edilmez.

 

Artemia salina

canlı yemler içerisinde en değerlisidir. Larva iken tüm türlerin yavrularında, erişkin Canlı Doğuranlar ve Tetra'larda kullanılabilir. Yumurtaları kapalı tüpler veya kutular içinde satılır, hastalık taşımaz. Soğuk ve karanlık ortamda saklandığında yıllarca bozulmadan kalırlar. İhtiyaç duyulduğunda, yumurtalar iyi havalandırılan 26-28 C 'de tuzlu su içerisinde 24-48 saat bekletilip larva haline getirilirler. Erişkin halleri büyük balıklar, özellikle çiklitler için idealdir ancak erişkin halini bulmak çok zordur. Artemia özellikle balıklardaki kırmızı rengi kuvvetlendirir.

 

Su piresi,

yağmurlu mevsimlerde, toprak alanlardaki su birikintilerinde yaşar. Bu nedenle tüm yıl elde edilmeleri mümkün değildir. Hemen tüm balık türleri tarafından tüketilen su piresi balıkların renklerini de parlaklaştırır.

 

Beyaz kurtlar,

 yüksek yağ içerikleri nedeniyle dikkatle kullanılması gereken, kondüsyon kazandırıcı yemlerdir. Evde hazırlanan düzeneklerde üretilebilirler. Ancak üretime başlamak için beyaz kurt temin edilmelidir. Az sayıda hobicinin elinde bulunan bu kurtlar malesef akvaryumcularda satılmamaktadır.

 

Toprak solucanı

 çiklit besleyenler için iyi bir alternatif olabilir. Nemli topraklarda, özellikle yağmur sonrası kolayca bulunabilen bu solucanlar içlerindeki kumu atabilmeleri için dibinde kuruyup ölmeyecekleri kadar su bulunan bir kapta bir gün süreyle bekletilmelidir. Daha sonra balıkların boyuna göre bütün veya kesilerek verilir.

Canlı yemler, seçimi ve hazırlığı doğru yapıldığı sürece artıları eksilerinden fazla olan bir yem çeşididir. Bu yemlerin kullanımıyla ilgili bilgiler edinmek yerine "hastalık yapar, akvaryumu kirletir" düşüncesiyle kullanmamak pek çok hobicinin akvaryumculukta ilerlemesini engellemektedir.

 

Sivrisinekler larvaları


Sivrisinekler larvalarını elde etmek kolay. Su birikintilerinden toplamanın dışında bol bitkili bahçesi olanlar her gün binlerce sivrisinek larvası elde edebilir.
Apartmanlarda ise üçüncü kata kadar balkonda az da olsa yumurtlayacak sinekleri kandırabilirsiniz.

Küçük kaplara su, doldurup içine marul yaprağı atıp karanlıkta iki gün bekletin. Çürüyüp koktuğunda içine biraz gübre ekleyip açık havada bırakın.
Sabaha karşı sivrisinekler üstten görünüşü mercek şeklinde yumurta paketi bırakıyorlar. Her birinden 100–200 arası larva çıkar. Bunlar ilk anda beyaz renklidir. Birkaç saatte kahverengiye dönüp koyulaşırlar. Bir çay kaşığı ile bu yumurta paketlerini alıp içine temiz su koyduğunuz çay bardağına koyun. Birkaç günde larvalar çıkıp suda yüzmeye başladıklarında yavru yemi olarak kullanabilirsiniz.
Kokuşmuş sudan almadığınız paketlerden çıkanlar bu suda büyür. Bunları yakalayıp büyük balıklara verebilirsiniz.

Akvaryum balıklarına canlı yem verin..

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Su Ürünleri

Fakültesi Yetiştiricilik Bölüm Başkanı Prof. Dr.

Adem Tekinay, ev ve ofis ortamlarında görsel

açıdan önemli bir yere sahip olan akvaryum

balıklarının beslenme rejimlerinin büyük

incelikler barındırdığını bildirdi.

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Su Ürünleri

Fakültesi Yetiştiricilik Bölüm Başkanı Prof. Dr.

Adem Tekinay, yaptığı açıklamada, akvaryum

balıklarının iki çerçevede ele alınabileceğini,

bunlardan birinin üretim, diğerinin ise ev ya da

ofis ortamlarında görsel amaçlı olarak

kullanılanlar olduğunu anımsattı. Görsel olarak

kullanılan akvaryum balıklarının daha popüler

olduğunu vurgulayan Tekinay, balıkların beslenme

ve bakımları konusunda vatandaşların daha

dikkatli ve hassas olmaları gerektiğini

belirterek, ''Akvaryumlar sabit su sistemleri

olduğu için balıklara verilen yemlerin çok iyi

ayarlanması gerekiyor. Bununla beraber, akvaryum

sularının kirlenmemesi için çok az bir yemleme

yapılması gerekli, yani balığın enerji

ihtiyacını karşılayabilecek şekilde yemleme

yapılması gerekiyor'' dedi. Prof. Dr. Adem

Tekinay, akvaryumda bakılan balıkların beslenme

rejimlerinin büyük incelikler barındırdığını

ifade ederek, şöyle konuştu: '' Siz balığa yem

verdiğiniz zaman, o balık aralıksız olarak

yemeğe devam eder. Çünkü aç kalan balıklar,

yemlendikleri zaman midesini doldurana kadar

yemeye devam ediyor. Tekrar yemlediğiniz zaman

tekrar midesini doldurana kadar yiyor.

Dolayısıyla burada şuna dikkat etmemiz

gerekiyor, özellikle akvaryum yemleri, akvaryum

balıkları için üretilen yemler proteini düşük

yemler oldukları için, balık protein ihtiyacını

karşılamak için sürekli yeme ihtiyacı hissediyor

ve yedikçe yiyesi geliyor. Çünkü onun da kendi

bünyesinde tamamlaması gereken eksiklikler var''
HAFTADA BİR KEZ CANLI YEM
Akvaryum balıklarının, bünyelerinde eksiklikler

nedeniyle sürekli yeme güdüsünde olduğunu dile

getiren Tekinay, şu bilgileri verdi: '' Balık,

yediği yemleri sindiremediği noktada şişme

hadisesi yaşanıyor. Yani, bağırsaklardan öteye

itemediği noktada bu olay meydana geliyor.

Akvaryum balıklarında, özellikle anüs

bölgesinden dışarıya doğru uzayan dışkılar

gözlemleriz. Bu, sindirim hadisesinin oldukça

yavaş olduğunu ve balığın sindirim problemi

çektiğini gösterir. Dolayısıyla biz akvaryum

balığı üreten ya da akvaryuma sahip olan

vatandaşlarımıza şunu öneriyoruz, haftada bir

kez en az canlı yem verin, bu sayede balığınızın

sindirim sistemini rahatlatın.'' Prof. Dr.

Tekinay, akvaryum yemlerini analiz ettiklerinde,

çok yüksek oranda bitkisel maddelere

dayandıklarını gördüklerini belirterek,

''Bunlar, karbonhidrat ağırlıklı beslenme

rejimleri olduğu için balıklar bunları

sindirmede zorluk çekebiliyorlar'' dedi.

Balıklara çok yüksek enerjili ve yüksek

proteinli bir yem verildiğinde, balığın o kadar

fazla yem yemediğinin gözleneceğini açıklayan

Tekinay, bu durumun, balığın vücudundaki

nitruent değerlerine göre beynine yeme emri

vermesiyle alakalı olduğunu, balığın gerekli

protein değerlerini aldığını hissettiği anda

yemeği kestiğini kaydetti.
''KENDİLERİNE YETECEK KADAR HAFIZALARI VAR''
İnsanların, 'balık hafızalı' esprisini

yaptıklarını anımsatan Tekinay, bunun balığın

sürekli yeme güdüsünden kaynaklandığını ve

balıkların ''doydum, artık yememeliyim'' gibi

bir düşünceye ve iradeye sahip olmadıklarını

dile getirerek, şöyle devam etti: ''

Balıklardaki hafıza, insanlardaki hafızaya göre

çok çok zayıf olduğu için, balık hafızalı ya da

kuş beyinli gibi tabirlerde bulunuruz. Ama

onların hafızası onlara göre o kadar, yeterli

yani. Bizim hafızamız, mevcudundan daha az

olsaydı ve balıkların hafızası biraz daha fazla

olsaydı, örneğin biz denizdeki hiç bir balığı

tutamazdık, avlayamazdık. Çünkü siz balığa tuzak

kuruyorsunuz, balık hep aynı tuzağa geliyor.

Niye gelsin aynı tuzağa? Normalde bizim kadar

zeki olmuş olsa, denizler balıktan geçilmezdi.

Biz hiç bir şekilde balıkları avlayamazdık.



2010 © Atlas Akvaryum.http://www.cichlidforums.com/knowledgebase/idx.php/24/043/Chat-Logs/article/081207-Aquarium-Photography-with-finz.html

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder